PREBİYOTİKLER VE PROBİYOTİKLER
Son yıllarda besin sanayisinin gelişimiyle ismini sıkça duymaya başladığımız, popüler hale gelen prebiyotik ve probiyotik özellikteki besinlerin acaba asıl işlevleri nelerdir?
Mikroorganizmalar insan vücudunun dış dünyaya açılan her parçasında ve kendilerinin yaşaması için uygun her koşulda büyük miktar ve çeşitlilikte bulunmaktadırlar.
İnsan gastrointestinal sisteminde (GIS) 500’den fazla türde mikroorganizma barınmaktadır. Bu sağlıklı olmanın bir parçasıdır çünkü mikroorganizmaların bir kısmı yararlı özelliktedir. Sağlıklı bireylerde “yararlı” ve “zararlı” mikroorganizmalar denge halinde bulunmaktadır.
Hayatımıza genellikle relatif olarak sağlıklı bir intestinal sistemle başlarız. Antibiyotik kullanımı, radyasyon tedavisi, stres ve enfeksiyon vücuttaki mikroorganizma dengesini bozar, çeşitli enfeksiyonlar, bağışıklık sisteminin çöktüğü otoimmün hastalıklara olan yatkınlığı arttırır. Kolonize olan istilacı mikroorganizmaların insan sağlığına negatif etkileri sadece akut değildir ve uzun süreli maruziyet sonrası kanser gelişimine katkıda bulunabilirler. Son yıllardaki çalışmalar probiyotik ve prebiyotik mikroorganizmaların bu dengeyi yeniden sağlayarak sağlığı olumlu yönde etkilediğini göstermektedir.
Prebiyotikler ; barsak bakterilerinin aktivitelerini arttıran, insan ya da hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyen, fermente olabilen, sindirilemeyen karbonhidratlardır(besinsel lifler gibi). Sindirime uğramadan kalınbağırsağa ulaşan herhangi bir gıda maddesi potansiyel bir prebiyotiktir. Sindirilemeyen karbonhidratlar, bazı peptidler ve lipitler bu grupta yer alır.
Bir besin bileşeninin prebiyotik olarak nitelendirilebilmesi için;
· Mide ve barsak enzimlerine karşı dirençli olması
· Fermente olarak diğer yararlı bakterilerin (probiyotikler) çoğalmasını sağlamalıdır.
Probiyotikler; canlı ilaçlar olarak da nitelendirilen, sindirilemeyen besin bileşenledir. Bu yararlı bakterilerin özelliği, mide asiti ve safraya karşı dirençli, zehirsiz ve en önemlisi oksijensiz ortamda yaşayabilen bir mikroorganizma olmasıdır.
Ağız yoluyla alınan probiyotikler barsaklarda bulunan besin kaynakları ve daha önce yerleşmiş mikroorganizmalar ile yarışmaya girerler. Probiyotiklerin karşılaştıkları bu güçlükleri giderici ve probiyotik bakterilerin çoğalmalarına yardımcı bir yaklaşım prebiyotik kullanımıdır.
Sinbiyotikler: Prebiyotik ve probiyotikleri birlikte bulunduran ürünlere verilen addır. Deneylerde sinbiyotiklerin tek başına probiyotik yada prebiyotik uygulanmasında olduğundan çok daha yüksek oranda kanserden koruduğu bildirilmiştir. Anne sütü doğada bulunan en güçlü sinbiyotik besindir.
Prebiyotikler, özel olarak kalınbağırsaktaki flora üzerine etki etmektedirler. Probiyotikler ise ince bağırsak üzerine daha çok etkilidirler.
TARİHÇE
Probiyotikler yararlı etkileri nedeniyle laktobasillus, bifidobakterium ve asidofilus kültürlerini içeren formlar halinde yüzyıllardır içerikleri ve fonksiyonları bilinmeden kullanıla gelmişlerdir. Asya ve ortadoğuda 2000 yıl öncesinde Türkler tarafından sütün fermantasyonuyla elde edilen yoğurt bir yaşam kaynağı ve sağlık veren besin olarak yaygın olarak kullanılmıştır.
Laktobasiller ilk olarak Fransa’da modern mikrobiyolojinin kurucusu olan Pastör tarafından tanımlanmış ve probiyotik özelliklerine dikkat çekilmiştir. Probiyotiklerin tam olarak anlaşılması, Bulgar köylülerinin uzun yaşamalarının fermante süt ürünleri tüketimlerinden kaynaklandığını savunan Nobel ödüllü Rus Fizyolojist Metchnikoff (1845-1916)’un intoksikasyon teorisiyle gerçekleşmiştir
İnsan sağlığına olumlu etkileri olduğu düşünülen probiyotikler üç temel kaynaktan sağlanabilir;
-Fermente süt ürünleri(kefir gibi.)
-Gıda ve içeceklere bu bakterilerin canlı hücrelerinin eklenmesi(meyve suları, çikolata vb)
-Probiyotik bakterilerin canlı hücrelerinden hazırlanan farmakolojik ürünler olarak tablet yada kapsüller.
PROBİYOTİKLERİN KULLANIM ALANLARI
İmmün sistemin güçlendirilmesi
İntestinal ve besin zehirlenmesindeki patojenleri inhibe eden antimikrobiyal etkileri
Mikroflora dengesini düzelterek intestinal hareketliliği normale getirmek suretiyle kabızlığın azaltılması
Yeni doğanlarda, sık seyahat eden kişilerde ve antibiyotik kullanan kişilerde oluşan ishalin tedavisi
Kolesterolün düşürülmesi, diyabetin kontrolü ve osteoporozun önlenmesi
Besinlerin sindirimi, vitamin mineral ve aminositlerin emiliminde yardımcı olarak
Enfeksiyonlardan korunma (ör: kadın genital kanalında )
Enfektif hastalıkların daha kolay atlatılması
Böbrek taşlarının (okzalat) oluşumunu azaltmak.
Sezaryen doğum ve probiyotikler Bebek doğum sırasında vajenden gelen probiyotikler (laktobasiller ve bifidobakterler) ile karşılaşır. Bebek anne sütü ile beslendikçe normal flora gelişir. Sezaryen ile doğan bebekler dış ortamda bulunan mikroplar ile karşılaşır ve normal flora oluşamaz. Doğum sonrası ilk kolonize olan floradan sağlıklı floraya geçiş uygun beslenme ortamı meydana getirilse bile oldukça zordur.
Vitamin Üretimi Probiyotik bakteriler bağırsak florasında yeterli sayıda bulunduklarında, vitamin ve amino asit sentezledikleri belirtilmiştir. Bu bakterilerin ürettiği vitaminlerin en önemlileri, tiyamin (B1), riboflavin (B2), piridoksin (B6) ve naftokinin (K)’dır. Bir araştırmada, B. bifidum’un bağırsak florasında bulunduğunda, bağırsaklarda B6 vitaminin %400 artığı belirtilmiştir.
YağveProteinSindirimi Süt ürünlerinin içindeki probiyotikler bağırsakta bulunan proteinlerin ve yağların sindirilmesini sağlarlar yani yiyeceklerin hazmını kolaylaştırırlar. Proteinlerin en küçük birimlerine (amino asitler)kadar indirgenmesi (protein hidrolizi) alerjik olayların oluşumunu azaltabilir.
Metabolizmaya Yardımcı OlmalarıProbiyotik bakteriler, gıdaların sindiriminde bağırsaklara yardımcı olurlar ve sağlıklı bir metabolik aktivitenin oluşmasını sağlarlar. Bu şekilde beslenmeye ve büyümeye yardım ederler. Bağırsaklarda selüloz ve diğer sindirilemeyen gıda bileşenlerini parçalayarak sindirim sistemine yardımcı olurlar.
Bağırsak pH'sını düşürmesiCrohn's hastalığı ve IBS (tahriş olmuş bağırsak sendromu) gibi birçok bağırsak hastalığı yüksek pH'dan kaynaklanmaktadır. pH'nın düşürülmesiyle hastalığın sendromlarını azaltmaktadır.Düşük bağırsak pH'sı aynı zamanda bağırsak hareketini arttırır ve bu da patojen bakterilere karşı koruyabilir.
KabızlıkBirçok prebiyotik kalınbağırsakta fermente edilebilen karbonhidratlardır.Bu fermentasyon ile oluşan çeşitli gazlar bağırsakta transit geçiş zamanını kısaltır.Kabızlık yavaş bağırsak geçişi sonucu ortaya çıktığına göre prebiyotiklarin bu etkisi ile kabızlığa karşı önlem alınmış olur.
Antibiyotikishali Oral antibiyotik kullananların yaklaşık %20’sinde bağırsak florasının bozulmasına bağlı olarak ishal gelişmektedir. Probiyotikler antibiyotik ishallerinin önlenmesi ve tedavisinde oldukça başarılıdırlar.
Kanser Yaygın olarak kullanılan bir probiyotik kaynağı olan yoğurdun antikanserojenik etkilerinin olabileceği gösterilmiştir.
Alerji Probiyotikler inek sütü allerjisi, atopik ekzema ve diğer alerjik hastalıklardan korunma ve tedavisinde kullanılmaktadır.
Romatoid artrit Floranın bozularak bağırsak geçirgenliğinde meydana gelen artışın sadece bağırsakta değil bağırsak dışı birçok organda da iltihabi hastalıklara yol açtığı düşünülmektedir. Yeni tanı almış romatoid artritli hastaların bağırsak florasının normal olmadığı saptanmıştır.
Probiyotiklerden zengin bir diyetin antiromatizmal ilaç ihtiyacını azalttığı, klinik bulguları hafiflettiği gözlenmiştir.
Laktoz intoleransıLaktoz intoleransı olan kişiler, laktozu hidrolize edecek beta galaktosidaz enzimini genetik rahatsızlık nedeniyle üretemezler. Laktoz intoleransı olan kişiler süt veya dondurma ile laktoz yediklerinde, laktoz ince bağırsakta emilmeden kalın bağırsağa geçer. Kalın bağırsakta laktoz değişik bakteriler tarafından glikoz ve galaktoza hidrolize edildikten sonra asit ve gaza dönüştürülür. Asit ve gaz oluşumu bağırsaklardan sıvı emilmesini engeller ve bunun sonucunda bağırsak şişliği şeklinde rahatsızlıklar ortaya çıkar.
Un ve şekerden fakir, sebze, meyve, et ve yumurta gibi doğal gıdalardan zengin bir diyet bağırsak florasının koruyuculuğunu artırır. Fermantasyon ürünleri (turşu, yoğurt, peynir, sirke, tuzlama yiyecekler) bağırsak florasında bulunan probiyotikleri artırırlar. Probiyotikten en zengin gıdalar anne sütü ve yoğurttur.
Normal bir beslenme ile, günde 5-10g arası sindirilemeyen karbonhidrat sağlanır.Bu sebze kaynaklı oligosakkaritleri de içermektedir.Oligosakkaritlerin etken dozu sağlıklı bireylerde 5-10g dır.
Prebiyotik kaynağı olarak; hindiba, enginar, buğday, arpar, çavdar, soğan, sarımsak, muz, yer elması, bezelye, kuşkonmaz, soya fasulyesi ve pırasa sayılabilir.
Kaynaklar:
1-Probiotics in the new millenium.Vaughan EE,Mollet B Narhrung 1999 Jun 43:3 148-53
2-Consideretions for use of probiotic bacteria to modulate human health. Sanders ME J Nutr 2000 Feb 130:2S Suppl 384-390
3-Probiyotik Sunumu, Tbp.Murat PINAR, 10/10/2002
4- H.M. Timmerman, C.J.M. Koning, L. Mulder, F.M. Rombouts, A.C. Beynen (2004). Monostrain, multistrain and multispecies probiotics- A comparison of functionality and efficacy, International Journal of Food Microbiology, 96, 219– 233
5- Robert Penner, Richard N Fedorak, Karen L Madsen (2005). Probiotics and nutraceuticals: non-medicinal treatments of gastrointestinal diseases, Current Opinion in Pharmacology, 5(6):596-603.